Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- 1991’de Soğuk Savaş bitince dünya yeni bir döneme girmişti. Neoconlar, tek süper güç olan ABD’yi dünya hâkimiyeti kurmak için savaştırdı. ABD, Afganistan’da, Irak’ta açıktan savaşıyor, dünyanın birçok coğrafyasında örtülü operasyonlar yapıyor, para harcıyor, can veriyor, kan akıtıyordu. Sadece Irak savaşının faturası 3 trilyon Dolardı. Bundan ABD merkezli ve çok uluslu tekelci silah ve finans sermayesi çok memnundu, çok para kazandı. Fakat Avrupa ülkelerinin bile desteklemediği bu hegemonya savaşının faturası Amerikan halkının sırtına yüklendi. Silah, finans ve enerji alanında iş gören çok uluslu şirketlerin büyük kazancı, sokaktaki Amerikan vatandaşının cebine yansımadı. Çünkü dünya tekelci sermaye bakımından küreselleşmişti; sermaye kârını maksimize edeceği her ülkeye kolayca kaçabiliyordu. Yaşanan süreçte federal hükümet, finansal açıdan iflas etti; Amerikan halkı, tarihinde görüp yaşamadığı bir sefaletle karşı karşıya kaldı.
Liberal ekonominin fikir babaları, küreselleşmenin bütün dünyaya refah getireceğini söylüyorlardı. Ancak geçen yıllar, ABD örneğinde açıkça görülebileceği gibi bunun gerçek olmadığını gösterdi.
Dünyaya Model Olarak Gösterilen “Abd Cenneti”Nin Gerçek Yüzü
Neoliberal sistemin beşiği olan ABD’de bu gün her 7 Amerikalıdan 1’i (46,2 milyon), yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.
6 Amerikalıda 1’inin (50 milyon), sağlık sigortası yoktur.
17 Amerikalıdan 1’inin (18 milyon) geliri asgari ücretin altındadır. Bu insanlar açlık sınırında yaşamaktadır.
ABD’de yaşanan emlak krizinde, halkın %60’ını oluşturan orta kesim, varlıklarının %65’ini daha büyük ve daha güzel evlere yatırdığı için ev fiyatlarının düşmesiyle yalnızca zenginliklerini kaybetmekle kalmayıp bir de bankalara borçlu duruma düşmüştür.
ABD’de 30 milyon yetişkin, temel okuryazarlık kabiliyetinin altındadır. Yani 25 yaşının üzerinde her 6 Amerikalıdan 1’i temel okuma-yazma becerisinden yoksundur.
Serbest Pazar ekonomisine sahip Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) üyesi 30 ülke arasında ABD, bir önceki kuşağa göre, şimdikilere daha az eğitim veren tek ülkedir.
ABD’de her yıl 3 çocuktan 1’i, yani 1,2 milyon genç, lise eğitimini yarıda bırakmaktadır.
ABD’de işçi olarak çalışan her 4 aileden 1’i düşük gelir grubuna dâhildir ve her beş çocuktan biri yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Ebeveynlerin birçoğu, ailelerine daha iyi gelir getirecek bir işte çalışmak için gereken eğitimden yoksundur.
Amerika’da 16 yaş ve üzerindeki her 100 yetişkinden 1’i hapistedir. Bunların %43’ünün lise diploması yoktur ve %56’sının okuma yazma kabiliyeti çok düşüktür. ABD nüfusu genel dünya nüfusunun %5’dir; ama ABD hapishanelerindeki insan sayısı, dünyadaki toplam hapishane nüfusunun %25’dir. ABD, nüfusuna oranla tutuklu ve hükümlü sayısı bakımından dünya birincisidir.
Bu sene (2013 başı) itibariyle ABD devletinin borcu 17 trilyon Dolara yaklaşmıştır. Buna karşılık devletin vergi geliri 2,25 trilyon Dolar, federal harcamalar 3,57 trilyon Dolar, bütçe açığı 1,32 trilyon Dolardır. Devletin borcunun yıllık gayrisafi milli hâsılasına oranı %95’e ulaşmıştır. ABD’nin borcunu ödeme imkânı kalmamıştır.
ABD’nin 34 eyaletinden Beyaz Saray’a, Birlik’ten (Birleşik Devletler) ayrılma isteğini belirten dilekçeler yağmaktadır. Texas’ın ABD’den ayrılması için dilekçe veren insan sayısı 125 bini aşmıştır.
Kişi başına düşen yıllık milli geliri 46,546 dolar olan bir ülkede halkın %47’si sefalet içindedir.
Ülkenin gelirini, yaşayan insan sayısına bölerek üretilen rakamlar ne yazık ki karın doyurmamaktadır. ABD, dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücü olmasına rağmen bu durum halkına refah ve mutluluk getirememiştir. Amerikan halkının düştüğü durum, neoliberalizmin artık sonuna gelinmiş olduğunu açıkça göstermektedir.
“Yeni Amerikan Yüzyılı” Rüyası Ve Monreo Siyasetine Dönüş
ABD, Bush’un iktidara gelmesiyle birlikte, neoconların “Yeni Amerikan Yüzyılı” projesi çerçevesinde 2001 yılında başlayan aralıksız bir savaşa sokuldu. Kasım 2012 seçimlerine gelirken ABD’de iki farklı görüş ortaya çıktı. Cumhuriyetçi kanadı oluşturan neoconlar, savaşın sürdürülerek sistemin kurtulabileceğini, Obama’yı destekleyen Demokratlar ise yükselen Çin, Rusya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkeler varken savaşın devamının çok daha kötü sonuçlar doğuracağını savunuyordu.
Obama’nın 06 Kasım 2012 seçimlerini kazanmasıyla, ordu gücüyle silah kullanarak dünya hâkimiyeti kurma dönemi kapanmış oldu. Obama başkanlık yemin töreninde halka yaptığı konuşmada, “10 yıldır süren savaş döneminin artık bittiğini” söyledi. Obama bu söylemiyle, küresel sermayenin savaşını, Amerikan halkının artık finanse etmek istemediğini dile getiriyordu.
Abd Ve Kapitalizm Çöküşe Giderken Dünya Yeni Bir Sistem Arayışında
2012 Amerikan seçimleriyle birlikte Dünya yeni bir döneme girmiş oldu. Bu dönemin nasıl seyredeceğini şimdiden kestirmek mümkün değil. Ancak ABD ve kapitalist sistem için işler hiç de iyi gitmiyor. Washington’un karşı karşıya olduğu mali kriz, Senato ve Temsilciler Meclisinden geçirilen geçici tedbirlerle aşılacak gibi değil. Sadece gerçek krizi öteliyorlar. Dünya, kapitalist sistemin yarattığı, ABD ve Avrupa kaynaklı çok büyük bir mali kriz içinde... Bu krizin ne kadar süreceği ve ne boyutta zararlar vereceği tahmin edilemiyor. Bu gerçeklik, Dünyanın insanlara refah, mutluluk, adalet ve barış getirecek yepyeni bir sisteme ihtiyaç duyduğunu gözler önüne seriyor. Önümüzdeki 10 yıl, çok hızlı bir değişim yaşanması kaçınılmaz olacak. Bu değişime ayak uyduran ülkeler ayakta kalırken, diğerleri sefaleti yaşayacak veya yaşamaya devam edecek.
Çökenle Birlikte Olmaya Devam Eden Dünyadaki Üç-Beş Ülkeden Biri Türkiye
Yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi, Amerika bir daha eski Amerika olmayacak. Büyük devletler, yükselme dönemindeyken ona benzemek isteyenleri peşlerinden sürüklerler. Ancak duraklama ve gerileme döneminde, artık kimse onlara benzemek istemez, çünkü varılacak nokta bellidir. Ve zamanla onun yolunu takip eden, peşinden giden müttefikleri de kalmaz.
1950’lerde başlayan “Küçük Amerika” olma sevdasının Türkiye’yi getirdiği nokta ortadadır. Bütün olumsuzluk ve gelişmelerin dünyaya değişimi dayatmasına rağmen, Tayyip Erdoğan Hükümeti hala
Washington’un peşinden koşmaktadır. Birilerinin taşeronu olmak, dünyanın gidişatını görememek, değişime direnmek, ülkemizin kaderini ABD’ninkine benzer yapacaktır.
Başımızdaki Atlantik Sistemi Çuvalını Çıkarmanın Zamanı Geldi De Geçiyor
Eğer parçalanmak ve kardeş kavgasına sürüklenmek istemiyor, yeni bir sistemle yeni dünyaya hazırlanmak istiyorsak Washington’un peşini bırakmanın bir zorunluluk olduğunu görelim artık. Varımızı yoğumuzu özelleştirerek, ona buna satarak nere varacağımızı ABD örneği açıkça gösteriyor. Hala niye satmaya devam ediyoruz? Niçin BOP projesine eş başkanlık yapıyoruz? İktidarda kalmak uğruna devleti zayıflatmak bu millete yapılır mı? Buna değer mi?
Mehmet Bori